Mikrobiyom ve Mikrobiyota Nedir?

Mikrobiyom ve Mikrobiyota Nedir?

Vücudumuzda bizimle beraber yaşamaya devam eden ve sayıları trilyonları geçen bir mikroorganizma grubunun olduğunu biliyor musunuz? Gelin birlikte mikrobiyom ve mikrobiyota kavramlarının neler olduğunu araştıralım.

Mikrobiyota Nedir?

Mikrobiyota ismi verilen mikroorganizma topluluklarının insan bedenindeki ortalama sayısının 100 trilyon olduğu tahmin edilmektedir. Bu bakteriler topluluklarının insan vücudundaki toplam ağırlığı 2 kilogramı geçmektedir. Evet yanlış okumadınız, vücut ağırlığımızın 2-3 kilogram kadarını bakteriler oluşturmaktadır. Bir başka ilginç bilgi ise, vücudumuzda yaşayan bakterilerin sayısının, vücudumuzdaki toplam hücre sayısının 10 katı olması…

Mikrobiyota ve Mikrobiyom Aynı Şey Mi? Farkları Nelerdir?

Mikrobiyotanın kendi içinde bulundurduğu genetik materyale mikrobiyom adı verilmektedir. Her ne kadar tanımları bu kadar basit yapılabiliyor olsa da, mikrobiyom ve mikrobiyota kelimeleri aynı anlamdaymış gibi kullanılmaktadır. Mikrobiyom içerisinde bulunan gen sayısı, insanların genlerinin sayılarının 150 kat fazlasıdır. Bedenimizde kendi hücrelerimizden ve genlerimizden çok daha fazla bakteri ve bakteri geni olduğunu söyleyebiliriz. Bir başka deyişle, her birimiz aslında yüzde 10 insan, yüzde 90 bakteriyiz bile diyebiliriz. Bu konuyla ve gen haritalarını ortaya çıkarılmasıyla ilgili olarak günümüzde halen oldukça kapsamlı araştırmalar yapılmaktadır.

Mikrobiyota ve Mikrobiyom Nasıl Oluşur?

Mikrobiyota, bedenimizin içerisinde yer alan ekosistem olarak tanımlanabilir. Bedenimizde tam 18 ayrı noktada mikrobiyota denilen ekosistem yer almaktadır. Hiç kuşkusuz, bakteri yoğunluğunun en fazla olduğu yer, bağırsaklarımızdır. Bağırsaklar, henüz daha anne karnındayken bakterilerle dolmaya başlar. Bu bakteriler anneden bebeğe geçmektedir. Hatta anne rahminde olan bakteriler de, normal doğum esnasında bebeğe geçmektedir. Bebekler, annelerin emzirme yaptıkları dönemde de çeşitli bakterileri vücutlarına alırlar. Dolayısıyla, normal doğumla dünyaya gelmeyen ve anne sütü alma imkanı bulamayan bebekler, mikrobiyom konusunda diğer bebeklere göre geriye düşerler. Bu da zamanla çeşitli sağlık problemlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. Büyüme aşamasında yediğimiz yemeklerden, içtiğimiz içeceklerden ve temasta bulunduğumuz çevreden / insanlardan milyonlarca bakteriyi vücudumuza alırız. Bu bakterilerin bir kısmı iyiyken, bir kısmı da kötüdür. Kimi zaman da bu bakterilerin hem faydalı hem de zararlı olduğu noktalar olabilir. Fakat, sağlıklı insanların vücudunda bulunan iyi huylu bakteri sayısı, kötü huylu bakteri sayısına göre çok daha fazla olmaktadır.

Mikrobiyotanın Önemi

Genellikle hipokrat yemininden dolayı ismi bilinen, özünde modern tıbbın kurucusu ve büyük babası olarak da bilinen Hipokrat, bundan 2000 yıl önce şu sözü söylemiştir: “Bütün hastalıklar bağırsakta başlar.”

2000 yıl önce söylenen bu sözün ne kadar büyük bir doğruluk payına sahip olduğu, bugün yapılan bilimsel çalışmalarla ortaya konuyor. Dışarıdan bakıldığında birbirleriyle pek de alakasının bulunmadığı sanılan çok sayıda hastalığın altında, bağırsak bakterilerindeki düzensizliklerin yattığı görülebiliyor. Bağırsak mikrobiyomunun değişime uğraması, çeşitli problemlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabiliyor.

Bedenimizde yaşayan bu bakteri kolonileri, beden fonksiyonlarının devamlılığı ve sağlıklı bir yaşama sahip olunmasını sağlayarak, bizim için çok önemli olmaktadır. Vücuda giren besinlerin sindirilmesi, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve çeşitli vitaminlerin üretiminde, mikrobiyom grupları görevlidir. Yine iltihapların önlenmesinde, olması gereken kilonun korunmasında, beyinsel görevlerin sürdürülebilirliğinde ve çok sayıda farklı görevde, mikrobiyota rol almaktadır. Bakteriler, bizler için olmazsa olmaz denebilecek kadar önemli. Siz de bağırsak mikrobiyota testi yaptırarak, bağırsaklarınızdaki dost ve düşman bakterilerin durumunu öğrenebilirsiniz. Avicenna Ataşehir Hastanesi mikrobiyom testi ile bunu öğrenmek mümkündür.

Mikrobiyota Problemlerinin Oluşturabileceği Hastalıklar

  • Kandida çoğalması
  • Beyin hastalıkları
  • Bağışıklık sistemi hastalıkları
  • Kronik halsizlik
  • Sık sık üşütme, bronşit ve sinüzit olma
  • Enerji eksikliği
  • Gıda alerjisi
  • Obezite
  • Hassas bağırsak sendromu
  • Egzama
  • Akne
  • Rozase
  • Ürtiker
  • Kolit
  • Diyabet
  • Çölyak
  • Astım
  • Otizm
  • Kanser

Sağlığımıza Doğrudan Etkileyen 4 Mikrobiyom Etkeni

Vücudumuzdaki mikrobiyom gruplarının bağışıklık sistemi, gıda alımı, hareketler ve kronik hastalıklarla ilgili etkilerinin yoğun olduğu bilinmektedir. Şimdi bunları birlikte inceleyelim.

Gıda Alımı

İnsanlık, yaşadıkları dünya adlı gezegende bakterilerle birlikte evrime uğramıştır. Bakterilerle birlikte gerçekleşen evrim, insanoğlunun bakterilere muhtaç bir yaşam sürdürmesini zorunlu kılmıştır. Bir başka deyişle, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmemiz için, bakterilere bağımlıyızdır. Hava gibi, su gibi, yiyecek gibi, bakteriler de bizim için zorunlu bir ihtiyaçtır. Örneğin bağırsak mikrobiyatası grubu, yediklerimizi sindirmekle görevlidir. Bağırsak bakterileri, sebze ve et gibi komplekslerin sindirilmesine yardım eder. Farklı bir bakış açısından bakacak olursak, yediğimiz gıdalar, yalnızca bizi değil, bağırsaklarımızdaki bakterileri de beslerler. Bu bakteriler karşılık olarak da, normalde sindiremeyeceğimiz gıdaları parçalayarak sindirime yardım ederler. Dolayısıyla, bağırsaklarımızdaki bakterilerin hayatta kalabilmesi için, uygun yiyecekleri yani probiyotikleri vücudumuza almamız gerekmektedir.

Bağırsak mikrobiyomunun bir diğer görevi de, bağırsak duvarındaki hücrelerin sağlığını korumaktır. Bağırsak bakterileri, açlık ve tokluk hissiyatını etkileyebilmektedir. Bağırsak ve buna bağlı olarak da vücut sağlığımız için, bağırsak mikrobiyomundaki bakteri çeşitliliğini sağlayabilmemiz gerekmektedir. Bunun için de besin kaynaklarımızı çeşitlendirmemiz gerekir. Zayıflık ya da obezite gibi problemler yaşayan insanların, bağırsaklarındaki bakteri çeşitliliğinden şüphe duyulur.

Bağışıklık Sistemi

Bağırsak duvarlarımız o kadar incedir ki, hemen arka tarafında bağışıklık sistemi hücreleri komşu olarak bulunmaktadır. Yani bağışıklık sistemimizin neredeyse yüzde 80’ini bağırsaklarımız oluşturmaktadır. Çok sayıda bağışıklık sistemi hastalığının, aslında bağırsaklardan kaynaklı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Vücudumuzdaki mikrobiyom dengesinin bozulması, bağışıklık sistemini zorlamaya ve güçsüzleştirmeye başlar. Eğer doğumda ve doğum sonrasında vücudumuza bakteriler girmeseydi, adaptif immünite yani bağışıklık sisteminin mikroplarla ilk savaşan bölümü oluşmazdı. Vücudumuz, doğumdan ve doğum sonrasından itibaren, vücuda dışarıdan giriş yapan mikroorganizmalara karşı ne yapması gerektiğini, dışarıdan aldığı bakterilerle öğrenir.

Hareketler, Beyinsel Aktiviteler ve Davranışlar

Nörobilim uzmanları yaptıkları çalışmalar sonucunda, beyin ile bağırsak mikrobiyotası arasında ciddi bir ilişki olduğunu düşünmeye başlamışlardır. Bu da bağırsaklarımız için “ikinci beyin” ve “ikinci hafıza” gibi tabirlerin kullanılmasını başlatmıştır. Bağırsaklarımızdaki bakteriler ile depresyon arasında bir ilişki olduğu bile ortaya koyulmaktadır. Bunun bilimsel olarak ispatı şu örnekle yapılabilmekte. Kendimizi iyi hissetmemizi, özgüvenimizin yüksek olmasını ve iyi bir uyku çekebilmemizi sağlayan serotonin hormonunun yüzde 70 gibi büyük bir bölümü bağırsaklarda üretilmektedir. Bu da, bağırsak mikrobiyomu ile psikolojimiz arasında ciddi bir bağlantı olduğunu göstermektedir.

Bağırsak mikrobiyotasında belli bir dengenin kurulabilmesi, bizim için daha dengeli, daha mutlu ve daha neşeli bir yaşam sunar. Fakat bağırsak mikrobiyotasındaki bozulmalar, depresyona, anksiyeteye, şüpheye ve uyku problemlerine neden olabilir. Biz bu tarz problemleri beyinsel problemler olarak tanımlarız. Her ne kadar beyinsel aktivite bozukluğu olsalar da, bu aktivitelerin doğuşunda, bağırsakların rolü beyinden daha fazladır.

Kronik Hastalıklar

Tip 2 diyabet, obezite ve inflamatuvar bağırsak hastalığı gibi problemler, bağırsak mikrobiyomundaki dengenin kaybolmasıyla ilgili olabilir. Bu konuyla ilgili çeşitli çalışmalar yapılmaya devam etmektedir. Sadece bakteri çeşitliliğinin ve sayısının azalması değil, tür dengesindeki değişiklikler bile, metabolik sendromlarla alakalıdır. Beslenme düzenimizdeki değişimler ve aldığımız probiyotikler ile kronik hastalıklar arasında belli bir bağlantı bulunur.

Mikrobiyom Dengesizliği Belirtileri

Yukarıda bahsettiğimiz örneklerle, vücudumuzdaki mikrobiyom gruplarının beyin, metabolizma, bağışıklık sistemi ve bağırsaklarla doğrudan bir ilişkiye sahip olduğunu öğrendik. Bu mikrobiyom zenginliği, antibiyotik kullanımı ya da hastalık gibi sebeplerle bozulduğu zaman, sonuçlar beyin ve bağırsakları etkileyebiliyor. Metabolizma yavaşlamaya başlıyor ve inflamasyon aşamasına geçiliyor. İnflamasyon, gaz, reflü, şişkinlik, kilo artışı, akne ve hormonal problemlere neden olabiliyor. Mikrobiyota dengesizliği, bölge bölge şu belirtilerle ortaya çıkabiliyor:

  • Beyin: Depresyon, anksiyete, düşünce problemleri, uyku sorunu, hafıza problemleri
  • Sindirim sistemi: Hazımsızlık, şişkinlik hissi, geçmeyen gaz, mide yanması, reflü
  • Hormonal denge: Premenstrüel ve menstrüel problemler, menopoz ve perimenopoz belirtileri
  • Cilt: Egzama, psöriyazis, akne, akne rozase
  • Bağışıklık sistemi: Çok fazla üşütme, kolay iyileşememe, alerji oluşumu
  • Metabolizma: Şekerli yiyeceklere ve karbonhidratlara istek duyma hali. Bunun nedeni, düşman bakterilerin genellikle şekerli gıdalarla beslenmeleridir.
  • Rutin şikayetler: Genel yorgunluk, kas ağrıları, kilo artışı, eklem ağrıları

Yukarıdaki şikayetlerden bir ya da birkaçı sürekli olarak bulunuyorsa, bağırsak mikrobiyom grubunda problemler olduğunun işaret olabilmektedir.

Sağlıklı Mikrobiyota İçin Beslenme Önerileri

Mikrobiyota ve beslenme terimleri birbirinden ayrılamaz ikilidir. Bedenimizin mikrobiyota dengesini sağlayabilmek, bizzat kendi elimizde ve hatta çatalımızın ucundadır. Beslenme sistemimiz ile bağırsak mikrobiyom grubunun arasında çok net bir ilişki bulunmaktadır. Bu yüzden yapılması gereken, dost bakterilerin sevdiği gıdaları tüketmektir. Bağırsak mikrobiyotasının düzene sokulması gereken 3 önemli öneri aşağıdakilerdir:

  • Probiyotiklerle beslenmek: Probiyotikler yalnızca mikrobiyotaya besin sağlamaz, aynı zamanda dost bakterilerin üremesi için gereken doğru ortamı oluşturur. Lifli yiyecekler birer probiyotik deposudur. Mevsimsel meyveleri ve sebzeleri tüketmeyi unutmayın.
  • Probiyotik desteği almak: Kefir, turşu ve tarhana gibi posalı yiyecekleri tüketmek, probiyotik bakterilerini çoğaltacaktır. Yine, takviye probiyotik ürünleri kullanmak da faydalı olabilir. Doğru probiyotik tüketimini sağlamak, düşman bakteriler için yaşanamaz, dost bakteriler için yaşanabilir bir bağırsak ortamı sunacaktır. Sizin için en uygun probiyotik seçimi için doktorunuza ve eczacınıza danışmayı unutmayın.
  • Bakterilerinizi öldürmeyin: Bağırsak mikrobiyom grubuna zarar vermenin en basit yolu antibiyotik kullanmaktır. Bu yüzden gerekli olmadıkça asla antibiyotik kullanmamalısınız. Doktorunuz, antibiyotik kullanmanız için en doğru zamanı size söyleyecektir. Öte yandan, işlenmiş gıdalar, bağırsak mikrobiyotasının en büyük düşmanlarından ikincisidir. Hemen hemen tüm işlenmiş gıdalardan uzak durmak, koruyucu ve katkı maddesi içeren yiyecekleri tüketmemek, dost bakterilerin çoğalmasına, düşman bakterilerin de azalmasına yarayacaktır.

Vücudumuzda yaşayan sağlıklı mikrobiyomların yerleştiği 11 enteresan noktayı keşfetmek ister misiniz?


⚠ Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içerikleri, siteye giriş yapan hastaların ve ziyaretçilerin güncel bilgilere ulaşabilmesi adına hazırlanmıştır. Sitedeki bilgilerin, sağlık alanında tanı, tedavi ya da ilaç reçetesi gibi bir özelliği bulunmamaktadır. İnternet sitemiz, sağlıkla ilgili bütün konuların ancak, doktor muayenesi ile teşhis ve tedavi edilebileceğini savunmaktadır. Sitede yer alan bütün bilgiler doktor muayenesine teşvik amacıyla hazırlanmaktadır. Doğru bilgiyi her zaman doktorlardan alabilirsiniz. Sitede yer alan bilgilerin yanlış anlaşılmasına bağlı olarak ortaya çıkabilecek mağduriyetlerden internet sitemiz sorumlu değildir. Site içerisindeki bilgilerin kopyalanarak, başka internet sitelerinde kullanılması kesinlikle yasaktır. İnternet sitemizdeki bilgiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerince, internet sitesinin sahibinin iznine bağlı olarak kullanılabilmektedir. Siteye giriş yapan tüm ziyaretçiler, yukarıda yer alan yasal uyarıyı bütünüyle ve şartsız olarak kabul etmiş sayılır.