Antikor Nedir? Antikorların Görevleri Nelerdir?

Antikor Nedir? Antikorların Görevleri Nelerdir?

İnsan bedeni, kendi dokusundan olmayan tüm organizmalara ve kimyasal maddelere karşı savunma yapmak üzerine programlıdır. Bu savunma sistemine bağışıklık sistemi adı verilmiştir. Bağışıklık sistemi, vücutta tanıdık olmayan bir madde ile karşılaştığı anda harekete geçer ve bu maddeyi vücudun dışına çıkarmaya çalışır. Bu savunma savaşı içerisinde en önemli etkenlerden birisi, hiç kuşkusuz antikor (immünglobulin) denilen bağışıklık sistemi elemanıdır. Peki, antikor ve antijen nedir? Ataşehir Avicenna Hastanesi İç Hastalıkları uzman hekimleri, immünglobulinler hakkında merak edilenleri anlattılar.

Antikor Nedir?

Antikorlar oldukça detaylı bir yapıya sahip moleküllerdir. Antikor, doğada yer alan maddelerin ve canlıların hücrelerinin üzerlerinde yer alan ve bedenimiz tarafından bilinen antijen isimli biyolojik maddelere bağlanabilen bir yapıya sahiptir. Bu sayede, her bir antikorun bağlanabileceği ve kendisine uygun olan bir antijeni vardır. Antijen, vücuda giriş yaptığı zamanlarda bağışıklık sistemini harekete geçirerek antikor üretimine neden olan yabancı moleküllere verilen isimdir. Her antikor, kendisiyle uyumlu olan antijeni tanıyabilir. Farklı bir açıklama yapmak gerekir ise, bedenimizde her bir antijen için ayrı ayrı antikor üretilmektedir. Bu bağlamda, insan bedeninin doğada yer alan hemen hemen her biyolojik kökenli maddeye karşı antikor üretebilme yeteneği bulunmaktadır. Yine de kanda antikor bulunması, hastalıklara karşı tek başına yeterli değildir.

Monoklonal Antikor Nedir?

Monoklonal antikorlar, kansere karşı geliştirilen bağışıklık sistemi tedavilerinin başında yer alırlar. Klinik uygulamalarda en yoğun tercih edilen yöntemdir. Bu antikorlar direkt olarak kanser hücrelerini hedef alırlar. Tedavilerinde kullanılan kanser türleri şunlardır:

  • Meme kanseri
  • Kolon kanseri
  • Kan kanserleri

Antikor Üretimi

Antikor üretimi çok karmaşık bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Oldukça farklı bağışıklık hücrelerinin ve organizasyon mekanizmalarının kontrolüyle üretilmektedir. Bir bebek, doğduğu andan itibaren bütün hayatı boyunca, bedenindeki bütün antijenleri tanır ve bunlara karşı bağışıklık sistemini harekete geçirmez. İşte bu antijenler dışında vücuda herhangi bir yabancı biyolojik madde girerse, bağışıklık sisteminin ilk savaşçıları olan makrofaj adlı hücreler harekete geçer. Antijenler, makrofajlar aracılığıyla özel olarak ayrılır ve lenfositlere gönderilir. Lenfositler, antijene uyumlu antikor üretimi için harekete geçer. İmmünglobulin üretiminin başlamasıyla birlikte, yabancı maddelerin vücuttan atılması sağlanır.

Antikor Çeşitleri

İnsan bedeninde belirlenmiş 5 adet farklı immünglobulin yani antikor çeşidi bulunmaktadır. Bu antikor çeşitleri Ig olarak isimlendirilirler.

  • IgG: Kanda ve dokuda en yoğun bulunan antikordur. Annenin sütüne ve bebeğe geçiş yapabilen, hastalıklara karşı genel bağışıklık sağlayan antikor türüdür. Aşı yapıldığı zaman kan içerisinde yükselmesi sağlanan immünglobulin türüdür. Yine çeşitli serum tedavilerinde de bu antikor verilir.
  • IgA: Sıklıkla solunum yolları, ağız ve sindirim sistemi duvarlarında birikir. İnsan bedenin dış etkenlere çok açık olduğu bu alanlarda yer alarak, zararlı maddelerin vücut içerisine girmesine engel olurlar.
  • IgM: Yabancı biyolojik madde ile karşılaşıldığı durumlarda ilk üretilen bağışıklık sistemi yanıtıdır.
  • IgD: Antikor üretimi görevini yürüten B lenfositlerinin ana bileşenleri arasında yer alır.
  • IgE: Parazit enfeksiyonlarına karşı özel üretim bir antikordur. Yine alerji yanıtının ortaya çıkmasından sorumlu immünglobulin olarak da bilinir.

Antikorların Görevleri Nelerdir?

İnsan bedeninin hem doğal hem de sonradan kazanılmış iki türde bağışıklık sistemi vardır. Doğal bağışıklık sistemi, insan bedeninde hasar oluşturabilecek tüm faktörlere karşı genel bir cevap oluşturmaktadır. Genellikle aynı cevaplar verilmektedir. Kazanılmış bağışık sistemi ise, her yabancı faktöre karşı farklı tepkiler oluşturabilir ve bu yabancı maddelere karşı bir hafıza oluşturur. Bu da, aynı yabancı etkinin vücuda yeniden girdiği durumlarda, çok daha güçlü ve etkili yanıtlar vererek bedeni korumasını sağlar. Kazanılmış bağışıklık sistemi, insanların bir takım hastalıklara hayatları boyunca bir kez yakalanmalarını sağlar. Bazı hastalıklar için de (Grip gibi) belli bir süreliğine bağışıklık kazandırır. Kazanılmış antikor sistemi, çeşitli aşıların üretiminde de kullanılmaktadır. Antikorların vücuttaki temel görevleri genel olarak şunlardır:

  • Antikorlar, sayesinde, insan bedeninde yer alan bağışıklık hücreleri, yabancı biyolojik etkenlere karşı savaşabilir, onları yok edebilir ya da uzaklaştırabilir.
  • Antikorlar, antijenleri sararlar ve zararlı maddelerin ya da organizmaların bedene zarar vermesine engel olurlar.
  • Antikorlar, bağışıklık sisteminin hücre dışındaki yapılarının, zararlı organizmaların üzerine yapışmasını ve onları yok etmesini sağlar.
  • IgA immünglobulin türü gibi antikorlar, zararlı yabancı maddelerin daha vücuda girmeden engellenmesini sağlarlar.
  • Hamilelik döneminde ortaya çıkan immünglobulinler, plasenta aracılığıyla anne karnındaki bebeğin dolaşım sistemine girer. Bebekte henüz daha gelişmemiş olan bağışıklık sisteminin yerine bebeği korumakla görevlidir.
  • Yine hamilelik döneminde olduğu gibi, anne sütü aracılığıyla bebeğe geçen antikorlar, bebeği emzirme süreci boyunca dış etkilere karşı korurlar.

Antikorlara Bağlı Hastalıklar ve Problemler

İmmünglobulin, bağışıklık sistemimizin hastalıklara karşı en güçlü kozudur. Özellikle parazit, viral ve bakteriyel hastalıklarla savaşta, insan bedeninin en doğru şekilde ve yeterli miktarlarda vereceği antikor cevabı, hastalığın yenilmesini sağlamaktadır. Bununla beraber, bağışıklık sisteminin antikor üretmesini engelleyen hastalıkların oluştuğu durumlarda, antikor üretimi azalmakta ve buna bağlı olarak da bedenin hastalıklara karşı açık hale gelmesi durumu oluşmaktadır. Örneğin HIV enfeksiyonunu son seviyesi olarak görülen AIDS hastalığında, antikorların üretimi çok az seviyelere iner ve hastalarda devamlı enfeksiyon oluşmaya başlar.

Bir diğer konu da, immünglobulin üretimine bağlı olarak doğrudan hastalık oluşmasıdır. Farklı farklı sebeplerle önceden üretilmiş olan antikorlar, benzerlik nedeniyle vücudun kendi antijenlerine bağlanabilir ve hastalık oluşturabilirler. Bu probleme verilebilecek en güzel örnek şudur: Boğaz enfeksiyonu sebebiyle üretilen antikorlar, boğaz enfeksiyonunun bitmesiyle birlikte, benzerlik sebebiyle kalbe ya da böbreklere bağlanabilirler. Bu durum hastalarda, boğaz enfeksiyonunun atlatılmasının ardından kalp hastalıkları ya da böbrek problemleri oluşmasına neden olabilmektedir.

Benzerlik probleminden bir sonraki seviye ise, direkt olarak bireyin kendi bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırmasıdır. Burada benzerlikten farklı olarak bağışıklık sisteminin, kendi antijenlerini tehdit olarak algılamasından söz edilmektedir. Bu da kendi kendisine karşı vücudun antikor üretmesi sorununu ortaya çıkartır. Otoimmün hastalık adı verilen bu durumda, bedenin kendisine karşı verdiği bir savaştan bahsedilmektedir. Bu soruna örnek olarak, tip 1 diyabet, iltihaplı bağırsak hastalıkları, multipl skleroz ve eklem romatizması verilebilir.

Antikor ve hastalık ilişkisindeki son problem, vücudun rastgele antikor üretmesidir. Belirli bir hastalık nedeniyle harekete geçen bağışıklık sistemi, bir süre sonra çok fazla antikor üretmeye başlar. Üretilen immünglobulinler rastgeledir ve vücuttan atılması gerekir. Bu durumda böbrek, üretilen fazla antikorları vücuttan atmak için yoğun bir çaba sarf etmeye başlar. Bu durum, protein kaybına ve böbrek yollarında tıkanmalara neden olabilir. Böbrek hastalıklarının oluşumunda önemli bir problemdir.