Sınırda Kişilik Bozukluğu (Borderline) Nedir?

Sınırda Kişilik Bozukluğu (Borderline) Nedir?

Sınırda kişili bozukluğu (Borderline kişilik bozukluğu) genellikle hem bu bozukluğa sahip olanlar hem de çevrelerindeki insanlar oldukça tehlikeli bir ruh sağlığı hastalığıdır. Borderline Kişilik Bozukluğu, evvela, duygusal düzensizlikle tanımlanan bir bozukluktur. Kişi ya siyah ya beyaz düşünür. Farklı seçenekler olabileceğini akıl edemez, kabul etmez ve çalkantılı ilişkiler yaşarlar. Öte yandan ruh halindeki belirgin istikrarsızlık, kişiler arası ilişkiler, benlik imgesi, kimlik, davranış ve bireyin bireysellik duygularında bozulmalar gösterir.

Sınırda Kişilik Bozukluğu Nedir?

Sınırda kişilik bozukluğu hastaları hem içsel hem de dış dünyada bir savaş verirler. Duygularını düzenlemede zorluk çekerler ve çoğunlukla ani değişiklikleri içeren ruh halindedirler. Genel olarak kendi morallerini bozarlar ve kendilerini değersiz, zarar görmüş ve kötü hissederler. Borderline kişilik bozukluğu hastaları, duygusal ve sevgi dolu bir ilişki hayali kurarken, genel olarak çalkantılı, bol tartışmalı, kavgacı ve tutkulu aşklar yaşarlar. Bu durum genellikle değişken ruh hallerinden dolayı ortaya çıkar. Hastaların etki altında kaldıkları problemler, iş, ev ve sosyal çevrelerinde büyük problemler doğurabilmektedir. Hatta kimi hastalar çevreleri tarafından dışlanmaya dahi maruz kalabilirler.

Sınırda kişilik bozukluğu problemi yaşayan insanların ilişkileri istikrarsız gider. Çok fazla tepki gösterirler ve dürtüleriyle hareket etmeleri onları hataya sürükler. Hastaların büyük bölümü intihara meyilli olsalar da, esas amaçları ölmek değil, dikkat çekmektir.

Sınırda Kişilik Bozukluğu Teşhisi

Hastalığın teşhisi için araştırmalar yapan klinisyeler genellikle şunu söylemektedirler: Borderline kişilik bozukluğu, ergenlik döneminde kendisini gösteren ve insanlarla ilişkilerin, birey olabilme yetisinin ve etkilerinin ve en önemlisi dürtüselliğin çok istikrarsız bir türüdür.

Sınırda Kişilik Bozukluğu Belirtileri

  • Depresyon veya bipolar bozukluğu olan bir hasta tipik olarak haftalarca aynı ruh halini devam ettirirken, sınırda kişilik bozukluğu olan bir kişide, sadece birkaç dakika, bir saat veya en fazla bir gün sürebilecek yoğun bir depresyon, kaygı veya öfke nöbeti geçirebilir. Bunlar bireyin kendi kendine zarar verme atakları göstermesi, saldırganlaşması ve bazı ilaçları intihar veya dikkat çekme amacıyla kullanması gibi durumlar ortaya çıkarabilir. Hastalar dürtüsel hareket ederler. Alkol bağımlılığı sık görülmektedir.
  • Biliş alanında zorluklar ve benlik duygusu, uzun süreli hedefler, kariyer planları, işler, cinsel kimlik, cinsel eğilim, arkadaşlıklar ve ahlaki / toplumsal değerlerde hızlı değişikliklere sebebiyet verebilir. Hastalar kendilerini kötü bir insanmış gibi hissedebilirler. Bu da yine kendilerini değersiz hissetmelerine sebebiyet verebilir. Merhametsizce yanlış anlaşılmış, hor görülmüş, yoksun ve kim olduklarına ilişkin çok az fikirleri olduğunu düşünebilirler. Borderline kişilik bozukluğu hastalığına yakalanan insanlar, kendilerini dışlanmış ve sosyal yaşamdan uzak hissedebilirler. Bu da onların yalnız kalmamak adına abartılı çabalara girmelerine neden olabilir. Bu abartılı çaba yine onların dışlanmasına sebebiyet verebilir.
  • Aile bireylerine, dostlarına ve sevdiği insanlara karşı çok yoğun ve bir o kadar da tartışmalı bağlılıklara sahip olabilirler. Öte yandan, bu büyük bağlılıklar bir anda yerle bir olabilir. Yani hastalar, çok sevdikleri ve büyük bir bağlılık duydukları kişileri bir anda ufacık sebeple hayatlarından çıkarabilirler. Bu sebeple, herhangi birine karşı ani güven ve bağlılık geliştirebilir, ancak diğerlerinin hafif görebileceği bir ayrılma veya çatışma olduğunda, bağlanma ve güven duygularını kaybedebilir ve geri çekilebilir ya da öfkelenebilirler.
  • Borderline kişilik bozukluğu olan insanlar, yüksek bir terkedilme korkusu yaşamaktadırlar. Bu durum, eşlerinin beraberinde, aile üyeleri, sağlık uzmanları ve arkadaşları ile olan ilişkilerinde de kendisini gösterebilir. Sosyal kabul için yarış içindedirler, reddedilmekten korkarlar ve yakın bir ilişki bağlamı içinde bile sıklıkla kendilerini yalnız hissetmektedirler. Bu sebeple, romantik bir ilişkinin normal inişlerini ve çıkışlarını yönetmek, onlar için daha zorlayıcı bir süreç anlamına gelir. Yalnız başına kalma korkusu ile birlikte dürtüsel bir tepki vererek kendilerine zarar verebilirler. İntihar girişiminde bulunabilirler. Bu intiharlar genellikle terkedilmeye veya büyük bir hayal kırıklığına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Duygusal ve sosyal sınırlar koymayı pek beceremeyen sınırda kişilik bozukluğu hastaları, hayran oldukları insanlara karşı gerçeklikten çok uzak seviyelerde bağlılıklar kurabilirler. Bu da o insanlar tarafından ezilmelerine, kullanılmalarına ve dolandırılmalarına sebebiyet verebilir. Bunun üzerine de hastalar aniden değişen seviyelerde nefret duyabilirler. Güven ve özsaygısını kaybeden hasta sert tepkiler verebilir ve o alışılmış aşırı olumlu hallerini bir anda tam tersine çevirebilirler. Bu da hastayı ezen, kullanan ya da dolandıran kişilere çok fazla gelir. Hasta tarafından beklenmedik bir ihanet gördüklerini, durduk yere düşmanlık beslemeye başlandığını iddia edebilirler. Böyle durumlar yeniden hastanın vicdanına dokunur ve kafaları karışır. Bu kafa karışıklığı hastalara büyük acı verebilir.
  • Sınırda kişilik bozukluğu hastaları aşırı para harcama, kumar bağımlılığı, fazla yemek yemeye bağlı kilo problemleri ve tehlikeli cinsel fantezilere sahip olabilirler. Genellikle beraberinde depresyon, bipolar bozukluk, uyuşturucu kullanımı, anksiyete ve farklı kişilik bozukluklarıyla birlikte görülmektedir. Borderline hastalarının depresyona girmeleri, normal insanlardan daha fazla acı çekmelerine ve buna bağlı olarak da intihar girişiminde bulunmalarına neden olabilmektedir.

Sınırda Kişilik Bozukluğu Nedenleri

Kişilik bozukluğu hastalıkları genel olarak hem çevresel etkilere hem de aileden gelen genetiklere bağlı olarak ortaya çıkarlar. Uzmanlar, bu hastalığın genetik yatkınlık, çevresel etkiler, çocukluk döneminde ailenin ihmalleri, istismara uğrama, ergenlik dönemi problemleri gibi süreçlerin bir birleşimi olarak doğduğunu düşünürler.

Hastalığın Özellikleri

Bu hastalık diğer kişilik bozukluklarına göre çok daha sık görülmektedir. Yapılan araştırmalarda toplumun yüzde 10 gibi büyük bir bölümünde bu hastalığın görüldüğü iddia edilmektedir. Tanı koyulan kadınlar, erkeklere göre 3 kat daha fazla görülür. Kadınlarda daha fazla görülmesinin nedenleri arasında hem genetik hem de hormonel problemler öne çıkar. Kadınlarda çocukluk döneminde ensest istismar yaşanmışsa, borderline kişilik bozukluğu ihtimali de artmaktadır. Ensest istismar mağduriyeti kadınlarda erkeklere göre 10 kat fazla görülür. Bu mağduriyet durumu ileriki yaşlarda acımasızlığa, erkeklere karşı güvensizliğe, cinselliğin birinci sıraya yükselmesine, sapkınlığa, cinsel bağımlılığa, cinsel tutukluluğa, depresyone ve ciddi seviyelerde benlik bilinci hasarına sebebiyet verebilmektedir.

Araştırmacılar yaptıkları araştırmalarda, hastaların kişisel problemlerini, sıkıntılarını ve ruhsal durumlarını düzenleme noktasında sıkıntı çekmelerinin aileden gelen genetik özelliklere bağlı olarak görülebileceğini belirtmişlerdir. Yaşanan ölümlere karşı daha hazırlıksız yakalanabildikleri gibi, stres durumunda çok daha yıkıcı sonuçlar yaşayabilirler. İkiz çocuklar üzerinde yapılan çalışmalar da, bu hastalığın aileden kalıtsal bir özelliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Yine bazı araştırmalar da, hastaların duygu düzenlemesi, saldırganlık ve dürtüsellik ilgili beyin bölgelerinde değişiklikler yaşadıklarını ortaya koymuştur. Serotonin gibi bir hormonun salgılanması için gereken beyin kimyasalları olması gerektiği gibi faliyet gösteremeyebilir.

Cinsel İstismar

Yapılan çalışmalar, borderline kişilik bozukluğunun, çocukluk döneminde yaşanan cinsel istismar ile büyük bir bağlantısı olduğunu ortaya koymuştur. Hastaların bir çoğu, çocukken cinsel istismara maruz kalmış, aileleri tarafından ihmal edilmiş ve dramatik ayrılık öyküleri yaşamışlardır. Anne ya da babanın çocuktan uzak ve mesafeli olması, çocuğa karşı duygusal yakınlık göstermemesi gibi durumlar da sınırda kişilik bozukluğunu tetiklemektedir.

Sınırda Kişilik Bozukluğu Tedavisi

Kişilik bozuklukları tedavilerinde çeşitli şüpheler her zaman vardır ve var olmaya devam da edecektir. Fakat nolursa olsun psikolojik tedavi her zaman yapılacaktır ve hastalar için zorunludur. Borderline kişilik bozukluğu tedavisi, son yıllarda psikoterapi ile öne çıkmış ve zamanla da kilit nokta haline gelmiştir. Psikoterapi bu hastalık için en önemli tedavi yöntemi olarak görülmeye başlanmıştır. Hastalar için hem birebir hem de grup terapileri mümkündür. Psikoterapiler birkaç ay sürebileceği gibi, uzun yıllar da devam edebilir. Tedavi sürecinde çok büyük zorluklarla karşılaşılabilir. Yine de psikoterapiye mutlaka devam edilmelidir.

Bilindiği üzere sınırda kişilik bozukluğu aynı zamanda bir terk edilme korkusu hastalığıdır. Bu da hastanın psikoterapiste karşı terkedilme korkusu duymasına ve terapist onu terketmeden terapisti terketme eylemini sergilemeye itebilir. Hastalar kendi ilişkilerinde yaşadıkları fıırtınalı durumları, psikoterapist ile de yaşayabilirler. Daha önce de bahsettiğimiz gibi hastalar, terapistlerine büyük hayranlıklar duyabilir ve daha sonra da bir anda terapistleri silip hayatlarından atabilirler. Terapistleri ile yaşadıkları çeşitli problemlere karşı büyük hayal kırıklıkları yaşayabilirler. Bundan dolayı psikoterapistin tanıyı hızlı koyması ve o andan itibaren bu hastalığa uygun tavırlar içerisine girmesi gerekir. Terapist bu noktada kendince sınırda kişilik bozukluğu testi yapmalıdır. Hastayı ürkütmemeli ve kızdırmamalıdır.

Diyalektik Davranış Tedavisi

Bilişsel davranış terapisi, genel olarak en çok kullanılan psikolojik tedavi yöntemidir. Fakat, sınırda kişilik bozukluğu için çok daha az başarı gösterdiği ortaya konmuştur. Olumsuz sonuçlar son 15 yılda diyalektik davranış tedavisini doğurmuş, bu tedavi başarı elde edince büyük umutlar doğmuştur. Borderline hastalığı için özel geliştirilen diyalektik davranış psikososyal tedavisi, davranışçı – bilişsel terapilerin bir karışımı olarak üretilmiştir. Ama terapist ve hasta aradındaki duygusallık ve rasyonellik arasındaki, değiştirme ve kabullenme arasındaki, değişime ve iletişime odaklanmaktadır. Tedavide temel amaç, hastanın kendisine zarar verme eyiliminden uzaklaşmasıdır. Bu noktada bütün uzmanlar hemfikir olmuştur.